Sosyal

Kahvenin Hatırı Neden Kırk Yıl?

Geçmişten günümüze çoğu zaman duyduğumuz “Bir Fincan Kahvenin Kırk Yıl Hatırı Vardır” cümlesini sizler için araştırdık. Bahsedilen kahve tabii ki Türk kahvesidir, ve bu söz bizim topraklarımızda söylenmiştir.

Öncelikle Türk Kahvesinin kendi hikayesini hatırlayalım;

1517 yılında Yemen Valisi Özdemir Paşa, tadına, kokusuna ve lezzetine hayran kaldığı kahveyi İstanbul’a Osmanlıya getirmiştir. Burada Türkler tarafından bulunan yeni bir hazırlama yöntemi sayesinde kahve, güğüm ve cezvelerde pişirilerek “Türk kahvesi” adını almıştır. Tahtakale’de açılan ve bütün şehre hızla yayılan kahvehaneler sayesinde yerli halk kahve ile tanışmıştır. Daha sonra İstanbul’a yolu düşen tüccarlar, seyyahlar ve Osmanlı elçileri sayesinde Türk kahvesinin lezzeti ve şöhreti, önce Avrupa’ya, oradan da bütün dünyaya yayılmıştır.

Yorgun olduğumuzda kendimizi dinlendirmek isteriz ve bunun çaresi de bir fincan kahvedir. Kahve sizi hafifletir ve kendinize gelmenizi sağlar. Uykunuzu açar, dinçleştirir. Birçok şeyi de unutturduğu bilinir kahvenin, bunun için de günün yorgunluğunu üzerinizden alır gider. Kahve köpüğü ve dumanıyla ruhunuzu dinlendirir rahatlatır. Kahve insanı dinlendirirken aynı zamanda derin sohbetlere sürükler. Bunun için genellikle özel sohbetlerde hatta en önemli toplantılarda tercih edilir.  Kahve ile yapılan sohbetler öyle derinleşir ki dostluk bağları kuvvetlenir, toplantı gidişatı sağlıklı ilerler. Kahvenin tadı, kokusu kadar fincanı da nasıl pişirildiği de önemlidir. Size en uygun kahve pişirme makinaları ve renkli, sade, şık, gösterişli çeşit çeşit fincanlar KarabaşHome’da!

40 Yıllık Kahve Hatırı Hikayesi

İstanbul Üsküdar’da o dönemler hem kahve yapan hem de insanlara sohbetiyle keyif veren saygıdeğer bir satıcı varmış. İnsanlar kahvelerini buradan almak, içmek için uzun yollardan gelirlermiş. Gelmişken bu kişinin sohbetleriyle mutlu olur, onu dinlemekten zevk alırlarmış.

Bir gün Osmanlı askerlerinden biri buraya gelmiş ve içerideki tüm müşterilere kahve ikram ettiğini ancak içeride oturan Rum gemi kaptanına ikram etmediğini söylemiş. Satıcı herkese kahvesini ikram etmiş. Sonra eline iki kahve alarak Rum gemicinin yanına oturmuş. Durumu gören Osmanlı askeri sinirlenmiş; “Ben sana o Rum’ a kahve vermeyeceksin demedim mi?” demiş. Satıcı ise askere dönerek; “Bu senin değil benim ikramım.” demiş. 

Aradan 40 yıl geçtikten sonra bir adada Rum isyanı başlamış. Bu isyanda satıcı esir düşmüş. 40 yıl önce satıcının kahvesini içen Rum gemi kaptanı satıcıyı orada görür görmez tanımış. Satıcıyı esaretten kurtarmış. Osmanlı askerinin uyarısına rağmen kendisine kahve ikram eden satıcıya kahvenin 40 yıl hatırı olduğunu söylemiş.

Bu olay bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırı olduğunu dillerden dile günümüze kadar getirmiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir